|
EYUP ALTUNSOYwrote:
TÜRK BİRLİĞİ = Türkiye'yi Bölmenin Yolu, Kısa Vadeli Açılım Paketi -5-
'' Kürt açılımı '' gereğince çocuklarımızın okullarda söylediği, '' Türküm, doğruyum, çalışkanım..'' andı yasaklanacakmış. Şu pervasızlığa bakınız!. Kan ve can bedeliyle vatan yaparak, yüksek bir medeniyet kurduğumuz bu coğrafyada, kendi çocuklarımıza milletimizin adını öğretemeyeceğiz; onlara doğruluk, çalışkanlık, dürüstlük gibi temel değerlerimizi veremeyeceğiz öyle mi ? Birileri çıldırmış olmalı!.. Yakalarından tutup silkeleyelim. Bire gafiller kendinize gelin!. Devletimizin adı Türkiye Cumhuriyeti, milletimizin adı Türk, dinimizin adı İslam. '' Irkçılık '' fanatizmiyle ne yapmak istiyorsunuz ? Yoksa Haçlıların bin yıllık mirası size mi kaldı demeliyiz ? Türk çocukları Türk derse, Haçlı emperyalizminin maşası bazı ırkçılar, bölücüler ve teröristler rahatsız oluyormuş!. Minare mahyalarındaki '' Ne mutlu Türküm diyene. Milli Birlik Esastır. Önce vatan. Ordumuza şükran borçluyuz. '' ifadeleri de bu gerekçeyle kaldırılmış. Bunlar '' ırkçılıkmış '', '' Kürt açılımına '' zarar verirmiş. İslam’ın üç kıtada, bin yıldır bayraktarı olmuş Türk Milletine duyulan şu kine, düşmanlığa, ırkçılık iftirasına bakınız. Mahyadaki değerler, bizim ortak kutsallarımızdır. Her yerde bulunmalıdır. Bunlar elbette bu mübarek milleti bölmek isteyenler zarar verecektir. Demek ki, yapılan doğrudur. Usanmadan tekrarlayalım; Milletle ırkın farkını kasten görmezden gelen inkarcıların, dört dörtlük '' ırkçı '' ve '' kafatasçı '' olduklarını suratlarına vuralım. '' Irkçılığın '' dine de, ilme de, insanlığa da aykırı olduğunu durmadan vurgulayalım. Dinimiz de böyle söylüyor. Milleti tavsiye edip, onun parçası olan kabile, aşiret, ırk gibi grupların asabiyetini gütmeye '' ırkçılık ''adını verip, haram saymıyor mu ? Tevhid akidesi gereğince Müslümanların birliğini emretmiyor mu ? Bunu temin eden ey iyi sosyal oluşumun millet, en iyi siyasi rejimin de milli-üniter devlet yapısı olduğu açık değil mi ? Bugün ilim bize, insanlığın gelişerek ulaştığı en büyük ve son olgunluk safhasının '' milletleşme '' olduğunu söylüyor. Eğer insan toplulukları böylesine şahsiyetleşerek '' milletler '' oluşmasaydı, mağara devrinde kalacak, sürüler halinde yaşayacaktık. Sonuç: '' Kürt açılımının'' kısa’vadeli konularını burada kesip, yazdıklarımızı özetleme yapalım. Rejimi değiştirmeyi amaç edinen kısa vadeli düzenlemede; - Bir millete ait demek olan milli-ulus devlet dikkate alınmayacak. Böylece kamu hukuku iki ortaklı bir rejime geçilecek şekilde düzenlenecek. Kısaca, millet, vatan, egemenlik ikiye bölünecek. - Bunun için; - Yerel yönetimlerin yetkisi artırılacak. Cumhurbaşkanı Sezer'in üniter yapıya aykırı görerek veto ettiği, o tarihten beri TBMM'de bekletilen '' Yerel Yönetimler Tasarısı '' yasalaştırılacak. Kısaca, merkezi otoriyeye karşı yerel otoriteler güçlendirilecek. - 12 Eylül'de yurt dışına kaçarak vatandaşlığı kaybedenler, yurt dışındaki terör örgütü üyeleri, Mahmur terör kampındaki 11 bin militan Türkiye'ye dönebilecek. Örtülü af yoluyla '' taş atan çocuklar '' dahil hapishanelerdeki teröristler çıkarılacak, Kandil başta diğer ülkelerdeki bölücüler, teröristler gelebilecek. Köye dönüşler hızlandırılacak. Kısaca binlerce bölücü-militan yığınağı yapılacak. - Siyasi partiler Kürtçe propaganda yapabilecek. TRT 6'dan sonra, rejimin temel kurumları partiler de Kürtçeyi kullanacak. Kısaca, devletin iki dilli olması için önemli bir adım daha atılacak. - TCK 216 değiştirilerek, ifade özgürlüğünü genişletme bahanesiyle, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklılıkların kin ve düşmanlığa alenen tahriki suç sayılmayacak. Kısaca, ülkede iç çatışma ortamı oluşturulacak. - Milli eğitim kanunu değiştirilerek, müfredata Kürt tarihi konacak, özel eğitim merkezleri açılacak, Kürtçe kurs merkezleri diğer dillerden eğitim verecek, Halk Eğitim Merkezlerinde Kürtçe okuma yazma öğretilecek, ilk ve orta öğretimde Kürtçe seçmeli ders olacak, üniversitelerde Kürt dili ve edebiyatı bölümleri açılacak. Diyanet Kürtçe Kur'an-ı Kerim yazacak. Kısaca, yaygın bir öğretim kampanyasıyla, yerel lehçelerden-paralel bir dil inşa edilecek. - Yer adları Kürtçe yapılacak, Diyarbakır Cezaevi, insan hakları ve işkence merkezi olacak. Kısaca coğrafyamız bölünecek. Evet. Bir millet nasıl bölünür, bir egemenlik nasıl iki ortaklı yapılır, işte hikayesi... Sadi Somuncuoğlu
Oct. 24
|
|
|
EYUP ALTUNSOYwrote:
Önemli uyarılar..
(Haklı olarak zaman zaman kendimize hatırlatmamız gerek sanırım:) 1- Aklını kullan. 2- İyice tanımadan hiçbir insana bağlanma. 3- Bitmemiş ilişkilerin üzerine ilişki kurma. Acı çeken sen olursun. 4- İyice soruşturup diğer insanların da haklı olabileceğini düşün. 5- Seni takmayanı sen hiç takma, konuşmayanla asla konuşma. 6- Güvenmediğin biriyle iş kurma. 7- Yalanını yakaladığın kişinin düzelebileceğini düşünme. 8- İnsanlara doğru değer ver, hak etmeyenleri sil. 9- Kimseye yalvarma. 10- Asla dönüp de arkana bakma. 11- Sır tutmasını bil. 12- Dostlarının yeni tanıdığın birinden daha önemli olduğunu unutma. Onları asla yeni tanıdığın biri için satma. 13- Hak ettiğin sevgiyi alamadın mı kendini üzme, sorun sen değilsin. 14- Kimsenin lafıyla dolduruşa gelme, ama aklının bir köşesinde de tut. 15- Kafanda bitirdikten sonra iki çift tatlı söz, iki damla göz yaşı için asla yumuşama. 16- Seni sevenlerle kullananları iyi ayırt et. 17- Seni dinleyip anlama niyeti olmayanlarla tartışma. 18- Emrivaki oluşturulan dostlukları kabul etme. 19- Eğer verdiğin sır o kişide kalmıyorsa ikinci bir sır verme. 20- Dostun olacak insanları bazı kriterlere göre belirle. 21- Kendini öven insanlardan kaç. 22- Karşındakinin doğruyu söylediğini varsayma. 23- Kendine saygını yitirmene neden olacak hiçbir şey yapma. 24- Sorunun olduğunda insanlar zaman ayırıp seni dinliyorlarsa onların öğütlerini göz ardı etme. 25- Göz göre göre su birikintilerine taş atma, mutlaka üstüne sıçrar. 26- Kendinin herkesten daha önemli olduğunu unutma. 27- Sen istemediğin sürece Allah’u-teala dışında kimsenin seni üzemeyeceğini ve sevindirmeyeceğini aklından çıkarma. 28- Göz yaşlarının değerini bil. Onları hak etmeyenler için harcama. 29- Sana bahşedilen zekâyı kullanmayarak Allah’u-tealaya isyan etme, Zekanı ve aklını kullanarak hayırlı bir kul ol. 30- Senin zekâna inanan insanları hayal kırıklığına uğratma. 31- Kendini sev. 32- Alkol alan kişi ve kontrolünü yitirenlerle asla tartışma. 33- Dışarıdaki güneşe bakıp gülümse ve önünde koskocaman bir gelecek olduğunu unutma. 34- Dostluğunla yetinmeyenler için hiçbir fedakârlık yapma . 35- İnsanları kaybediyorsun diye ağlayıp sızlama, ama kazandığın insanların değerini bil. 36- Kimseye taşıyabileceğinden fazla değer verip bununla övünmesine fırsat verme. 37- Güvenmediğin kimseye aleyhine kullanılabilecek hiçbir koz verme. 39- İstediğini almak için asla duygu sömürüsü yapma. 40- Sana duyulan sevgiyi ve güveni istismar etme. Çok az şey ilk gördüğünüz anki kadar önemlidir.. Selam, sevgi, saygı ve dua ile, Allah’u-tealaya Emanet olasın.
Oct. 15
|
|
|
Eyup Altunsoywrote:
DÜŞÜNDÜKÇE
Yavuz Bülent BÂKİLER yavuzbulent.bakiler@tg.com.tr 30 Ağustos 2009 Pazar-Türkiye Gazetesi Kürt konusunu üç devletle de görüşsek Kürt konusu için İçişleri Bakanımız hem siyasî partilerimizin temsilcileriyle, hem de sivil teşkilatlarımızla görüşüyor. Bence bu çalışmalarda bir büyük noksanlık var: Konuya tam bir açıklık getirmek için, Sayın bakanımız, başta Ahmet Türk ve Emine Ayna olmak üzere, Demokratik Toplum Partisinin diğer ileri gelenlerini yanına alarak doğru Ermenistan’a gitmeli. Kürt isteklerini birer birer açıkladıktan sonra onlara sormalı: -Sizin bu konuda geleceğe ait düşünceleriniz nedir? Ermenistan Başbakanı, Cumhurbaşkanı diyeceklerdir ki: -”Bu konuda, bizim gizlimiz - saklımız yoktur. Biz, bütün dünya milletleri önünde, görüşlerimizi çok kesin cümlelerle ortaya koyuyoruz. Öyle yuvarlak cümlelerle değil açık açık ortaya koyuyoruz: Doğu ve Güneydoğu Anadolu, işgâl edilmiş Ermeni toprağıdır. Büyük Ermenistan, Türkiye işgâlindeki 15 şehrin kurtarılmasından, Ermenistan’a katılmasından sonra kurulacaktır!” -Bahsettiğiniz bu 15 şehri isim isim sayar mısınız? -”Elbette: Ağrı - Kars - Van - Hakkâri - Siirt - Mardin - Urfa - Muş - Bitlis - Diyarbakır - Erzurum - Elazığ - Malatya - Sivas - Batman... Bu şehirler, bizim topraklarımız üzerindedir. Kürtler, boşuna heveslenmesinler. O şehirleri kimselere bırakmayız!” -Nüfusumuz 4 milyon, doğru. Ama bizim arkamızda koskoca bir Rusya var. Biz elli bin kişilik Rus ordusuyla birlikte, sekiz milyonluk Azerbaycan topraklarının %20’sini vurup almadık mı? Biz, Kürtlerle karşı karşıya kaldığımız zaman görürsünüz neticeyi!..” Heyetimiz Ermenistan’dan ayrılıp, doğru İsrail’e gitmeli ve yetkililere sormalı: -Siz bu Kürt meselesi için ne düşünüyorsunuz? -”Bu konuda ne düşündüğümüzü, İsrail devletinin resmî bayrağıyla bütün dünya milletlerine ilan ettik. İşte, beyaz zeminli bayrağımızda iki mavi şerit var. Üstteki mavi şerit Fırat Nehrini, alttaki ise, Nil Nehrini temsil ediyor. Kürtler de, Ermeniler de boşuna heveslenmesinler. Çünkü Fırat’tan Nil Nehrine kadar olan topraklar, Tevrat’la bize vaat edilmiştir. Bizim Arz-ı Mevut dâvâmız dolayısıyla, Fırat’tan Nil’e kadar uzayan topraklar bizim müstakbel ülkemizdir. Oraları kimselere vermeyiz. Yahudi ırkından başka, oralarda kimseyi yaşatmayız!” Heyetimiz İsrail’den ayrılıp, doğru ABD’ye uçmalı. Adamlar bize mutlaka şöyle cevap vereceklerdir: -”Yahu! Siz ne garip adamlarsınız? Bizim Büyük Ortadoğu Projemizi bilmiyor musunuz? (BOP). Haydi sağır kulaklarınıza bir daha bağıralım: Bizim gelecekteki Büyük Orta Doğu projemizde, ne Kürdistan, ne Ermenistan vardır. Biz orada sadece büyük İsrail devletini düşünüyoruz, İsrail’i, İsrail’i! Anladınız mı? Amerikadan Mektup Ayşe Göktürk Tunceroğlu ayse.tunceroglu@tg.com.tr 31 Ağustos 2009 Pazartesi Türkiye Gazetesi Benim de söyleyecek bir şeyim var Ortada savrulan kelimeler iki gruba ayrılıyor: 1-Hain, hıyanet, ihanet, namert, namussuz, haysiyetsiz, şerefsiz, alçak... 2-Kardeşlik, sevgi, birlik, dirlik, beraberlik, gözyaşı, huzur, barış... Arada kaldık! Konuşanlar, yazanlar demokratik açılım diyorlar, kendini ifade edebilmek diyorlar, kimliğin tanınması diyorlar, kültürel haklar diyorlar, özgürlük diyorlar... Yuvarlak lâflar... Mücerred ifadeler, isterseniz “soyut” deyin... “Açın şu ifadeleri” diyor sunucular da, seyirciler de, dinleyiciler de, yazarlar da, okuyucular da. “Sıralayın isteklerinizi, madde madde söyleyin.” Karşılıklı bir ağız dalaşı... Derken tam söyleyeceklerinde, tam müşahhasa, somuta geçeceklerinde programlar sona eriyor, sütunlar doluyor. Yine kalıyoruz baş başa: Demokratik açılım, kendini ifade edebilmek, kimliğin tanınması, kültürel haklar, Kürtlerin özgürleşmesi... Anlamıyorum. Ülkede bir demokrasi eksikliği varsa bütün ülkede vardır. Doğu’ya, Batı’ya, Güney’e, Kuzey’e ayrı hukuklar mı uygulanıyor? Kürt vatandaşlarımızın eksikliğini çektikleri nedir? “Ekonomik kalkınma, gençlere iş, evlere aş...” demeyin. Yani PKK yıllardır bunun için mi kan döküyor? Bu mesele başka bölgelerimizde de var ve ülkenin top yekun kalkınma meselesi. Güneydoğu’da seyahat özgürlüğü mü kısıtlı, başka bir yere yerleşme özgürlüğü mü? Hayır. En batı şehirlerimizde bile sere serpe yerleşmişler, iş kurmuşlardır. Okuma, yazma özgürlüğü mü yok? Hayır, var. Üniversiteye giriş formları doldurulurken etnik köken hânesi var da, oraya “Kürt” yazılınca bazı okullara alınmıyorlar mı? Hayır, öyle bir şey yok! “Üniversiteye girmeleri kolay değil ki, eğitimde fırsat eşitliği mi var?” derseniz, devlet okullarının durumu hiçbir yerde iç açıcı değil! İstanbul’un varoşlarındaki 60 kişilik sınıfta da kaliteli eğitim yok. Bu Kürt meselesi değil, memleketin eğitim meselesi. Yani PKK bu eğitim meselesini halletmek için mi yıllardır kan döküyor? Kürt asıllı vatandaşlarımız memur, bürokrat, milletvekili, bakan, tüccar, sanayici, gazeteci, sanatçı... olamıyor mu? Oluyor. Batı’da olup da Doğu’da olmayan nedir? Doğu’nun iki dezavantajı var: Kışların çok soğuk geçtiği iklim, bir de feodal yapı. “Muhatabımız İmralı’daki adam değil” deniyor. Ama muhatap alınan parti öyle demiyor. Terör örgütünün başı muhatap alınmalıdır diye bağırıyorlar. Bunu bağırıp duranlarla nasıl, nereye açılacağız? Yol haritası oradan geliyor! O haritada terör örgütünün tasfiyesi yok, terörist kelimesi bile yok! Bedeli ne olursa olsun... İyi de, bedelini ya bütün memleket öderse?
Sept. 3
|
|
|
EYUP ALTUNSOYwrote:
BERAT KANDİL DUASI
Ey!bu sonsuz alemleri,bir zerreden var eden, Ey!bu sonsuz nimetleri, kullarına yar eden, Bizlere cenneti canan, cehennemi nar eden, Rahman olan,Rahim olan,bağışlayan RABBİM! Bu gün biz, tevbe ettik, nice gurur kibirden, Husumetten dargınlıktan, zorbalık ve cebirden Er geç sana gelmek için, geçeceğiz kabirden. Bize kabir azabını,gösterme hiç YA RABBİ! Ataların emaneti, bu mübarek Vatanı, Vatan için ŞEHİT düşüp, kucağında yatanı, O mukaddes kışlalarda eli silah tutanı Düşmanların şerlerinden,emin eyle YA RABBİ! Kahraman Türk Milletini, türlü iftiralardan, Hürriyete kasteden, çağ dışı belalardan, Asil Türk Gençliğini, sapık maceralardan, Anarşiden, nifaktan emin eyle YA RABBİ! Koru bizi huzuruna kul hakkıyla gelmekten, Nefsimizin batağına, aklımızı çelmekten, Koru bizi, Kelime-i Şahadetsiz ölmekten, Hesap günü, cümlemize, müjdeler ver YA RABBİ! Senden şifa bekleyen, nice hasta kullara, Acılarla kıvranan, yetimlere,dullara, Yurt dışında, ALLAH adı yasaklanmış dillere, Bunca yükü taşıyacak, sabırlar ver YA RABBİ! Müşriklerden sığındık, biz iman siperine, Sabrı silah eyledik, şeytanların şerrine, Bu dünyada şan, şöhretin, saltanatın yerine, Son nefeste, bize iman serveti ver YA RABBİ! Senin yüce kelamını, baş tacı edenlere, Ve HAZRETİ MUHAMMED ’in izinden gidenlere, Şu anda huzurunda, el açan bedenlere, Cennet anahtarlarını, ihsan eyle YA RABBİ!.AMİN.. Beraat gecesine 'Kefaret gecesi' de denilir. Bir hadis-i şerifte, "Kim bayram gecesini ve Şâban ayının on beşinci (Berat) gecesini ibadetle ihya ederse, kalplerin öldüğü günde o kişinin kalbi ölmez" buyrulmuştur. (İbn Mâce) Bu gecenin bir adı da "şefaat gecesi"dir. Bunun delili şu hadis-i şeriftir: "Resûlullah (s.a.v) Şaban ayının on üçüncü gecesi ümmetine şefaat etmek için dua edip yalvardı; kendisine, ümmetinin üçte birine şefaat etme izni verildi. On dördüncü gecesi yine dua edip yalvardı; bu sefer üçte ikisine şefaat etme yetkisi verildi. On beşinci gecesi bir daha yalvardı, bu sefer de, kaçak develer gibi Allah'tan kaçanlar dışında bütün ümmetine şefaat etme izni verildi." (Ebû Davud) Bu gecenin diğer bir ismi de "mağfiret gecesi"dir. Şu hadis-i şerif buna işaret eder: "Allah Teala (c.c) Şaban’ın on beşinci gecesi kullarına nazar eder ve yeryüzünde bulunanlardan şirk koşanlarla haset edenler hariç, bütün müminleri mağfiret eder." (İbn Mâce) Diğer hadislerde, bu affın dışında tutulanlar içinde, haksız yere cana kıyanlar, anne babasına asi olanlar, sürekli içki içenler ve akraba ile hukukunu kesenler de zikredilmiştir. Beraat gecesi, Rabbimiz tevbe, istiğfar ederek pişmanlık duyan günahkârların cümlesini affedeceğini bildiriyor. Ancak şu sekiz sınıfın KESİN TEVBE ETMEDİKÇE bu aftan istifadelerinin olamayacağını da işaret ediyor: 1-Allah'a şirk koşanlar. 2-Ana-babalarına isyan eden, onların kablerini kırıp gönüllerini yıkanlar. 3-İçkiye devam edenler. 4-Falcılık edip gelecekten haber verenler. 5-Din kardeşine besledikleri kinden vazgeçmek istemeyenler. 6-Adam öldürmekten pişmanlık duymayanlar. 7-Nikâhsız aile ile yaşayanlar. 8-Akrabalarıyla alâkayı kesip ihmal edenler. Şüphesiz ki bu günahların sahipleri bu gecede derin bir tevbe, istiğfarda bulunur da, kesin pişmanlık haline girerlerse ilâhi aftan yararlanırlar. İnsanların aftan yararlanamama sebebi kesin, bir dönüş yapmayışları, ciddi bir tevbe, istiğfar haline girmemeleridir.
Aug. 4
|
|
|
EYUP ALTUNSOYwrote:
Akıl , Haya ve İman
Cebrâîl aleyhisselâm, aklı, hayâyı ve îmânı Âdem aleyhisselâma getirdi. Ve dedi ki, (Yâ Âdem! Allah’u-teâlâ hazretleri selâm eder, sana getirdiğim şu üç hediyenin birini kabûl etsin dedi.) Âdem aleyhisselâm aklı kabûl eyledi ve Cebrâîl aleyhisselâm, îmân ile hayâya, (siz gidin) deyince, îmân dedi ki, (Allah’u-teâlâ hazretleri bana emr eyledi ki, akl nerede ise, sen de orada ol!) Ondan sonra hayâ da aynı şekilde, Allah’u-teâlâ tarafından emr olunduğunu beyân ederek, her ikisi, akıl ile berâber Âdem aleyhisselâmda kaldılar. Binâenaleyh Allah’u-teâlâ kime akıl verirse, hayâ ile îmân da onunla berâberdir. Aklı olmayanın ne hayâsı ve ne de îmânı bulunmaz. Birgün Hasen-i Basrîye “rahime-hullahü teâlâ” bir kadın gelerek sordu: (Yâ imâm! Din temizliği nedir? Din cevheri nedir. Din hazînesi nedir?) Hasen-i Basrî “rahmetullahi aleyh” cevâben, (Siz söyleyin biz dinleyelim) dedi. Kadın, (Din temizliği abdest almaktır. Din cevheri, Allahü teâlâdan korkmak ve hayâ etmektir. Din kuvveti ise, namâzdır. Çünkü, Hak teâlâ hazretleri, hayâ eden kulunu medh eylemiştir. Din hazînesi ilmdir. Çünki, her kimin abdesti olmazsa, dîni temiz olmaz. Her kimin hayâsı olmazsa ve Allah’u-teâlânın korkusu olmazsa, onda dînin cevheri olmaz. Her kimin ilmi olmazsa, dînin hazînesi olmaz) dedi. Hasen-i Basrî “rahime-hullahü teâlâ” bu kadının sözüne hayrân olarak, hak söylediğini tasdîk eyledi. Îmân beş katlı bir kaleye benzer. Birinci katı altından, ikinci katı gümüşten, üçüncü katı demirden, dördüncü katı tunçtan ve beşinci katı ise bakırdandır. Bakır dediğimiz kat, edebdir. Bir kimsenin edebi olmazsa, herhâlde o katdan şeytân geçer. Şâyet edebi olup, şeytânı o katdan geçirmezse, o kimsenin îmânı kurtulur. Demir dediğimiz sünnettir. Tunç tabakası dediğimiz, farzdır. Gümüş tabakası dediğimiz, ihlâsdır. Altın tabakası dediğimiz Allahü teâlâ hazretlerine yakınlıktır. Her kimin edebi varsa, sünnete yol bulur, ihlâsı varsa Allahü teâlânın sevgisine kavuşmağa yol bulmuş olur. Bir kimse âdâbı gözetmezse, ya’nî edebi olmazsa, sünnete yol bulamaz. Sünneti tutmayan kimse, farza yol bulamaz. Farzı tutmayan da, ihlâsa yol bulamaz. Her kim verdiğini Allahü teâlânın rızâsı için verirse ve sevdiğini de, Allah’u-teala için severse ve düşmanlığını da, Allah’u-teala için yaparsa, o kimsenin îmânı tamâm olur. Ahlâkı güzel olanın da, îmânı kâmil olur. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz buyururlar ki, (Sizin îmânen mükemmel olanınız, ahlâken güzel olup, insanlara iyilik yapanlardır.) Zîrâ, Hak teâlâ hazretleri Kur’ân-ı kerîmde buyurur ki: (Muhakkak sen yüksek bir ahlâk üzerindesin.) Ya’nî, Allahü teâlâ hazretleri Habîbinin “sallallahü aleyhi ve sellem” ahlâkını medh eylemiştir. Bir kimsenin ahlâkı güzel olsa, Resûlullahın “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” ahlâkı ile ahlâklanmış olur ve Onun yolunu tutmuş olur. Korktuğundan kurtulup, istek ve arzûlarına kavuşur ve hakîkî mümin olmuş olur. Bir kimsenin aklına gayri meşrû’ bir şey gelse, onun harâm olduğunu bilmek de îmândandır. Eshâb-ı kirâm “radıyallahü teâlâ anhüm ecma’în” sordular: (Yâ Resûlallah! Kalbimize fenâ şeyler gelirse ne yapalım?) Buyurdu ki: (Kalbe iyi şey de gelir; fenâ şey de gelir. Fenâ şeylerin fenâ olduğunu bilmek ve anlamak da îmândandır.) Eğer îmânın kâmil olmasını istersen, kendini Müslümanlardan yüksek görme! Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdular ki: (Bir kişi îmânının kemâlini isterse, kendine insâf versin [ya’nî tevâzu’ üzere hareket eylesin] ve fakîr olduğu hâlde sadaka versin! Bu iki huy, îmânı kâmil derecesine yükseltir.) Müstehcen Resimler Ve Görüntüler 1. İnsanın içindeki iyilik hücrelerini öldürür. 2. Şehvetini azdırır. 3. Meleklerimizin moralini bozar ve bize dua etmelerine engel olur. 4. İnsanın kendisine karşı saygısını azaltır. 5. İradesine karşı güvenini sarsar. 6. Hafızayı zayıflatır. 7. Kalbi meşgul eder ve kararmasına yol açar. 8. Şehvet, insana verilmiş emanettir. Emanete sadakat gerektir. Şehvet emanetini meşru yollardan tatmin etmek gerekir. Bunun en güzel yolu da evliliktir. Gençlere bir an önce evlenmelerini, zamanı gelmiş evliliği dünyevi gerekçelerle ertelememelerini tavsiye ederim. Size de... Bu tür kerih görüntüler, ileride gerçekleşecek evliliğin gizemini de azaltır. Bütün bu zararları göz önünde tutunca aklı selim bu tür kerih görüntülerden ve müstehcenlikten uzak durmayı emreder. Siz de irade sınavında bu savaşı kazanmak için gayret edin. Bunun bir iç cihat olduğunu unutmayın. Rabbim, nefsi emmarenin kötülüklerinden hepimizi korusun. önemli okuyun Sual : Çalgı aleti, televizyon, içki ve köpek bulunan yere rahmet melekleri girer mi? CEVAP : Kumar ve çalgı aleti, tv, canlı resmi, haç resmi, köpek, cünüp, içki ve sarhoş bulunan yere rahmet melekleri girmez. Böyle yerlerde namaz kılmak mekruh olur ve edilen dua da makbul değildir. Sual : Kumar ve çalgı aleti, tv, canlı resmi, haç resmi, köpek, cünüp, içki ve sarhoş bulunan yere rahmet melekleri girmezse, ne kaybımız olur? CEVAP : Mekruh olarak kılınan namaz sahih olur. Yani o kimse, namaz borcundan kurtulursa da, namaz kılmakla hasıl olacak büyük sevaba kavuşamaz. Eğer evde odada meleklerin girmesine mani olan bir şey varsa, o kişi meleklerin yapacağı bu duadan mahrum kalır. [Duanın Önemi maddesinde, Meleklerin duasından mahrum kalmak kısmına bakınız.] Sual : Yatak odasında namaz kılmadığımız için, odanın duvarlarına ana-babamın ve diğer akrabalarımın resimlerini koydum. Bir mahzuru var mı? CEVAP : İki mahzuru vardır. Birincisi, insan ve hayvan resmini, belden yukarı asmak haramdır. Bitki ve cansızların resmini asmakta mahzur yoktur. İkincisi, canlı resmi bulunan odaya rahmet melekleri girmez. Resimli gazete bile bulunsa girmez. Gazeteyi okuduktan sonra kapalı bir yere koymalıdır! Kapalı olursa girer. Namaz kılınmayan yerlere, mesela banyoya, mutfağa, yatak odasına, çeşitli canlı resimlerini, mesela ana babamızın resimlerini, bir evliyanın resimlerini veya artist resimlerini koymanın günah olmadığını zannedenler var. Bir zaruret olmadıkça, her türlü canlı resmini belden yukarı asmak haramdır. Her türlü resmi albümde saklamalıdır. Ana babamızın veya bir evliyanın da olsa, resmini duvara asmak haramdır. Resmini duvara astığımız evliya, bu hareketimizden dolayı bizi sevmez. Aksine günah işlediğimiz için üzülür. Sual : Müzik dinlediğimiz televizyon veya radyo bulunun odada namaz kılmak mekruh mu? CEVAP : İçki, kumar, çalgı aletleri bulunan mahalde namaz kılmanın mekruh olduğu ve buraya rahmet meleklerinin girmeyeceği ve burada yapılan duanın kabul olmayacağı (Tergib-üs-salât)da ve (Nisabül-ahbâr)da yazılıdır. Çalgı da dinlenen ve bakması haram olan resimlerine de bakılan şeyler, çalgı aleti gibidir. Televizyon kapalı da olsa orada namaz kılmak mekruh olur. Bir evde bağlama bulunsa çalınmasa bile o odada namaz kılmak mekruh olur. İçki içilmese bile, içki bulunan odada namaz kılmak mekruh olur. Duvardaki resme tapılmasa bile, canlı resmi bulunan evde namaz kılmak mekruh olur. Bilgisayarda günah işleniyorsa o da dahildir, müzik çalınıyorsa o da dahildir.
July 9
|
|
|
Eyup Altunsoywrote:
Akıl , Haya ve İman
Cebrâîl aleyhisselâm, aklı, hayâyı ve îmânı Âdem aleyhisselâma getirdi. Ve dedi ki, (Yâ Âdem! Allah’u-teâlâ hazretleri selâm eder, sana getirdiğim şu üç hediyenin birini kabûl etsin dedi.) Âdem aleyhisselâm aklı kabûl eyledi ve Cebrâîl aleyhisselâm, îmân ile hayâya, (siz gidin) deyince, îmân dedi ki, (Allah’u-teâlâ hazretleri bana emr eyledi ki, akl nerede ise, sen de orada ol!) Ondan sonra hayâ da aynı şekilde, Allah’u-teâlâ tarafından emr olunduğunu beyân ederek, her ikisi, akıl ile berâber Âdem aleyhisselâmda kaldılar. Binâenaleyh Allah’u-teâlâ kime akıl verirse, hayâ ile îmân da onunla berâberdir. Aklı olmayanın ne hayâsı ve ne de îmânı bulunmaz. Birgün Hasen-i Basrîye “rahime-hullahü teâlâ” bir kadın gelerek sordu: (Yâ imâm! Din temizliği nedir? Din cevheri nedir. Din hazînesi nedir?) Hasen-i Basrî “rahmetullahi aleyh” cevâben, (Siz söyleyin biz dinleyelim) dedi. Kadın, (Din temizliği abdest almaktır. Din cevheri, Allahü teâlâdan korkmak ve hayâ etmektir. Din kuvveti ise, namâzdır. Çünkü, Hak teâlâ hazretleri, hayâ eden kulunu medh eylemiştir. Din hazînesi ilmdir. Çünki, her kimin abdesti olmazsa, dîni temiz olmaz. Her kimin hayâsı olmazsa ve Allah’u-teâlânın korkusu olmazsa, onda dînin cevheri olmaz. Her kimin ilmi olmazsa, dînin hazînesi olmaz) dedi. Hasen-i Basrî “rahime-hullahü teâlâ” bu kadının sözüne hayrân olarak, hak söylediğini tasdîk eyledi. Îmân beş katlı bir kaleye benzer. Birinci katı altından, ikinci katı gümüşten, üçüncü katı demirden, dördüncü katı tunçtan ve beşinci katı ise bakırdandır. Bakır dediğimiz kat, edebdir. Bir kimsenin edebi olmazsa, herhâlde o katdan şeytân geçer. Şâyet edebi olup, şeytânı o katdan geçirmezse, o kimsenin îmânı kurtulur. Demir dediğimiz sünnettir. Tunç tabakası dediğimiz, farzdır. Gümüş tabakası dediğimiz, ihlâsdır. Altın tabakası dediğimiz Allahü teâlâ hazretlerine yakınlıktır. Her kimin edebi varsa, sünnete yol bulur, ihlâsı varsa Allahü teâlânın sevgisine kavuşmağa yol bulmuş olur. Bir kimse âdâbı gözetmezse, ya’nî edebi olmazsa, sünnete yol bulamaz. Sünneti tutmayan kimse, farza yol bulamaz. Farzı tutmayan da, ihlâsa yol bulamaz. Her kim verdiğini Allahü teâlâ hazretlerinin rızâsı için verirse ve sevdiğini de, Allah için severse ve düşmanlığını da, Allah için yaparsa, o kimsenin îmânı temâm olur. Ahlâkı güzel olanın da, îmânı kâmil olur. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz buyururlar ki, (Sizin îmânen mükemmel olanınız, ahlâken güzel olup, insanlara iyilik yapanlardır.) Zîrâ, Hak teâlâ hazretleri Kur’ân-ı kerîmde buyurur ki: (Muhakkak sen yüksek bir ahlâk üzerindesin.) Ya’nî, Allahü teâlâ hazretleri Habîbinin “sallallahü aleyhi ve sellem” ahlâkını medh eylemiştir. Bir kimsenin ahlâkı güzel olsa, Resûlullahın “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” ahlâkı ile ahlâklanmış olur ve Onun yolunu tutmuş olur. Korktuğundan kurtulup, istek ve arzûlarına kavuşur ve hakîkî mümin olmuş olur. Bir kimsenin aklına gayri meşrû’ bir şey gelse, onun harâm olduğunu bilmek de îmândandır. Eshâb-ı kirâm “radıyallahü teâlâ anhüm ecma’în” sordular: (Yâ Resûlallah! Kalbimize fenâ şeyler gelirse ne yapalım?) Buyurdu ki: (Kalbe iyi şey de gelir; fenâ şey de gelir. Fenâ şeylerin fenâ olduğunu bilmek ve anlamak da îmândandır.) Eğer îmânın kâmil olmasını istersen, kendini Müslümanlardan yüksek görme! Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdular ki: (Bir kişi îmânının kemâlini isterse, kendine insâf versin [ya’nî tevâzu’ üzere hareket eylesin] ve fakîr olduğu hâlde sadaka versin! Bu iki huy, îmânı kâmil derecesine yükseltir.)
June 30
|
|
|
EYUP ALTUNSOYwrote:
Kıymetini bilmeli
Kıymetini bilmeli hayatın, kıymetini bilmeli sevdanın, sabahın kızıllığının, ikindi serinliğinin, gün batımının eşsiz güzelliğinin kıymetini bilmeli. Aldığımız nefesin, uyuduğumuz gecenin, gördüğümüz rüyanın, uyandığımız sabahın kıymetini bilmeli... Kıymetini bilmeli varoluşun, yüzümüzü okşayan, esen rüzgârın, gönlümüzü ıslatan yağmurun, gökyüzünü örten pamuğumsu bulutların, renklerin cümbüşü gökkuşağının, içimize işleyen kuş cıvıltılarının, penceremizden gönlümüze süzülen ay ışığının kıymetini bilmeli... Kullandığımız her kelimenin, uzattığımız virgülsüz cümlelerin, yazdığımız kalemin, çizdiğimiz resmin, bağrını karaladığımız kâğıdın, kendimizi bıraktığımız kitap sayfalarının kıymetini bilmeli. Her sabah vazgeçilmezimiz tarağın, saç tokasının, gururla baktığımız bizi bize sunan aynaların, kapatıp açtığımız kapıların, giydiğimiz ayakkabıların, attığımız adımların kıymetini bilmeli. Çocukluğumuzun şâhidi salıncakların, çarpışan arabaların, büyüyünce öksüz bıraktığımız oyuncakların, dört gözle beklediğimiz mektupların kıymetini bilmeli. Öylesine yaşanmalı ki hayat, hiçbir şey, hiçbir zaman boşlukta sallanmamalı. Şöyle düşünüp baktığımızda her şeyin bizim için var olduğunu anlamalı, bize hizmet için teyakkuzda beklenildiğini unutmamalı. Öyle ya; ayakkabı giyilmeyi, sürme çekilmeyi, mektup okunmayı, cümle kurulmayı, toka güzelliğe güzellik katmak için takılmayı, tarak dağılan saçları toplamayı, kitap sayfaları keşfedilmeyi, bilgilendirmeyi, adımlar gideceğimiz yere götürmeyi, rüzgâr serinlik vermeyi, ay ışığı ve yıldız yüreğimizde büyümeyi, gece kötülükleri örtmeyi, sabah yenilikleri sunmayı, gökkuşağı sevdayı sergilemeyi, rüya umutları tazelemeyi bekliyor. Her şey bizim için var. Dertler, hüzünler, mâtemler, kötülükler yok mu? Tabii ki onlar da var. Onlar da bizim için. Onlar olmasaydı hayat da olmazdı. Kötülük olmasaydı, iyi nasıl seçilirdi, mâtem olmasaydı mutluluk nasıl anlaşılır, ağlamak olmasaydı, tebessüm ferahlatır mıydı gönlümüzü? Her şey zıddıyla kaim değil miydi bu dünyada? Kıymet bilmek için illâ kaybetmek mi lâzım? Kıymet'in de kıymetini bilmeli. Hayattan ne kadar da çok şikâyet ediyoruz? Durup düşündüğümüzde, günlerimiz, emeğimiz, hep daha çok için gelip geçiyor. Farkında mıyız ki ,daha çok, dediğimizde elimizdekinin mutluluğunu yaşayamıyor, daha çok'un kaygısıyla eritiyoruz ömrümüzü. Nereye kadar? Oysa mutluluk, oysa huzur bize kendimizden daha yakın değil mi? Bir tebessümde aramalı umudu, bir selâmda bulmalı huzuru. Batan güneşin peşinden koşmak yerine doğacak güne dönmeli yüzümüzü. Tabii ki düşler ve hayatın gerçekleri her zaman kesişmez. Genellikle gerçeklerle düşler arasında tercih yaparız. Yaptığımız tercih de hayatımız olur. O zaman neden mutluluk düşlerimizi hayatın gerçekleriyle barıştırmıyoruz? Neden tercihimizin adı mutluluk olmasın? Mutlu olmaktan korkuyor muyuz yoksa? Eğer gülleri duyabileceğimize inanırsak bir gün mutlaka duyarız. Kıymetini bilmeli güllerin, gül yüzlerin, kömür gözlerin, kıymetini bilmeli sevmenin ve sevilmenin, kıymetini bilmeli her şeyin...
June 18
|
|
|
EYUP ALTUNSOYwrote:
(KIRK HADİS)
1-) Kim benim sünnetimi diriltirse (ihya eder ve yaşamında tatbik ederse) beni sevmiş olur. Beni seven de benimle beraber Cennettedir. 2-) Bana itaat eden Allah'a itaat etmiş olur. Bana isyan eden Allah'a isyan etmiş olur. 3-) Sizden birinizin,arzusu benim getirdiğim (Kuran’a Şeriat)a uymadıkça kamil imanla iman etmiş olamaz. 4-) Nefsim kudretinin elinde olan Allah'a yemin ederim ki, Ben kendisine babasından ve çocuğundan daha sevgili oluncaya kadar sizden biriniz kamil imanla iman etmiş olmaz. 5-) Gerçek Müslüman,Müslümanların elinden ve dilinden güven içinde olduğu kimsedir. Gerçek muhacir ise Allah'ın yasaklarını tekkeden kimsedir. 6-) Bildiği ile amel eden kişiye Allah bilmediği ilimlerin bilgisine varis kılar. 7-) Kardeşini bir günahından dolayı ayıplayan kişi, günahı işlemedikçe ölmez. 8-) İslam'ın düğmeleri düğme düğme çözülecek (Şeriatın emirleri tek tek terk edilecek). Her düğme çözüldükçe insanlar onu takibenden düğmeyi çözmeye teşebbüs edecekler. Bu çözülen düğmelerin ilki idari konular, Sonuncusu da namazdır. 9-)Sizden kim(Şeriata uymayan)bir kötü iş görürse onu eliyle düzeltsin, buna gücü yetmezse diliyle düzeltsin. Buna da gücü yetmezse kalbiyle düzeltsin. Bu sonuncusu ise imanın en zayıf mertebesidir. 10-) Cihat, kıyamet gününe kadar geçerli bir emirdir. 11-) Kim gaz yapmadan ve içinde gaza yapma isteğini konuşturmadan ölürse, münafıklıktan bir çeşit üzere olur. 12-) Cihadın en faziletlisi zalim sultan katında hakki söylemektir. 13-) Rabbini gazablandıracak bir meselede sultanı hoşnut eden (etmeye çalışan) Allah'ın dininden çıkmış olur. 14-) Cennet (nefse ağır geldiği için) hoşlanılmayan şeylerle, cehennemde şehvete hitap eden şeylerle kuşatılmıştır. 15-) İslam'ın dışında bir millet üzerine yemin eden, söylediği gibidir. (Onlardandır) 16-) Amellerin en hayırlısı sevdiğini ALLAH için sevmek bu gözettiğine de ALLAH için gözetmektir. 17-) Kim bir kavme benzemeye çalışırsa, o onlardandır. 18-) Münafığın alameti üçtür: Konuştuğunda yalan söyler,vaat verdiğinde yerine getirmez, emanet olunduğunda hainlik eder. 19-) Kişi din kardeşine kafirlik isnat ederse, bu isnat ikisinden birine döner. 20-) Kim bir hayırlı işi yapmaya yönelirse,onu yapan kadar mükafat alır. 21-) Arzusu ve hedefi ALLAH’TAN başka şey olarak sabahlayan ALLAH(ın kulların) dan değildir. Müslümanların dertleriyle dertlenmeyen de onlardan değildir. 22-) Rab olarak Allah'a, din olarak İslam’a, peygamber olarak Muhammed (s.a.v)e razı olan kişi imanın tadını tatmış demektir. 23-) İslam cemaatinden bir karış da olsa ayrılan, boynundan İslam bağını çözmüş demektir. 24-) İş ehil olmayana verildiğinde kıyameti bekle. 25-) Akıllı kişi nefsine hakim olup ölümden sonrası için iş yapandır. Aciz(akılsız) kişi ise nefsini arzularına tabi kılıp sonrada Allah'a karşı Temennide bulunandır. 26-) Emirleriniz hayırlılarınız,zenginleriniz hoşgörülüleriniz, eşleriniz aranızda danışmayla olduğunda yerin üstü sizin için yerin altından daha hayırlıdır. Ama emirleriniz şerlileriniz, zenginleriniz cimrileriniz, eşleriniz kadınlarınızın elinde olduğunda yerin altı sizin için yerin üstünden daha hayırlıdır. 27-)Kendimden sonra erkekler için kadınlardan daha zararlı bir fitne bırakmadım. 28-) Sözlerin en doğrusu Allah'ın kitabıdır. Hayat tarzlarının en güzeli Muhammed(s.a.v)in hayat tarzıdır. İşlerin en şerlileri sonradan uyduranlardır. Her sonradan uydurulan şey bid'attır. Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık ta Cehennem'dedir. 29-)Fitne döneminde ibadete sarılmak,bana hicret etmek gibidir. 30-) Ümmetimden bir takım kimseler, ismini değiştirerek şarabı(alkollü içecekleri) içerler. Bu esnada başkaları ucunda (yanlarında) çalgılar çalınacak ve şarkıcı kadınlar olacak. İşte onun için Allah onları yere batıracak ve aralarından bazılarının şekli maymun'a ve domuz'a çevrilecek. 31-) Şüphesiz ki benden sonra ümmetimden Kur'an-ı Kerim'i okuyan bir kısım insanlar olacak. Fakat onların okuduğu boğazlarını geçmeyecek. Onlar tıpkı okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkacaklar, sonra da tekrar ona dönmeyecekler. O kimseler,insanların ve hayvanların en şerlileri (kötüleri)dir. 32-)Kalbinden tam bir sadakatle Allah 'tan başka ilah olmadığının ve Muhammed 'in de Allah'ın resulü olduğuna şahadet eden bir kimseyi Allah,cehennem ateşine haram kılar. 33-) Kim itaatten bir el kadar ayrılırsa,kıyamet gününde Allah'ın huzuruna lehinde hiç bir delili olmadığı halde kavuşur. Kim de boynunda (halifeye) beyat olmadığı halde ölürse cahilliye ölümüyle ölmüş olur. 34-) Ya öğrenen, ya öğreten, ya dinleyen, ya da seven ol! Bunların dışında bir beşincisi olma;helak olursun. Beşincisi ise, ilme ve ilim ehline buğzetmendir. 35-) Allah kadın kıyafetini giyen erkeğe ve erkek kılığına giren kadına lanet etsin. 36-) Allah'a isyan olan bir hususta kimseye hiç bir itaat yoktur. İtaat ancak marufta (ser'i ölçüler içerisinde)dir. 37-) Irkçılığa çağıran bizden değildir. Irkçılık için savaşan bizden değildir. Irkçılık üzere ölen de bizden(Müslümanlardan) değildir. 38-) Kişi arkadaşının dini üzeredir. O halde sizden birisi kiminle arkadaşlık yaptığına dikkat etsin. Kişi sevdiği ile beraber(hasrolunacaktır)dır. 39-) Ümmetim dinar ve derhemi(parayı, maddi varlıkları) yücelttiği zaman onlardan islam'ın heybeti kaldırılır. İyilikle emretmeyi terk ettikleri zaman da vahyin bereketinden mahrum kılınırlar. 40-) İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, onlar arasında dini konusunda(yapılan saldırılara) sabırla karşı koyan, kor parçasını avuçlayan gibi olacak..
June 17
|
|
|
Eyup Altunsoywrote:
GENÇLİĞE HİTABE
Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik... Zaman bendedir ve mekân bana emanettir! Şuurunda bir gençlik... Devlet ve milletinin büyük çapa ermiş yedi asırlık hayatında ilk iki buçuk asrını aşk, vecd, fetih ve hâkimiyetle süsleyici; üç asrını kaba softa ham yobaz elinde kenetleyici; son bir asrını da, Allahın Kur’an’ında bel hum adal dediği hayvandan aşağı taklitçilere kaptırıcı; en son yarım asrını da işgal ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, Türkü madde planında kurtardıktan sonra ruh planında helak edici tam dört devre bulunduğunu gören... Bu devreleri yükseltici aşk, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi... Beşinci devrenin kapısı önünde dimdik bekleyen bir gençlik... Gökleri çökertecek ve yeni kurbağa diliyle bütün dikeyleri yatay hale getirecek bir nida kopararak Mukaddes emaneti ne yaptınız? Diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik... Dininin, dilinin, beynin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, öcünün davacısı bir gençlik Halka değil Hakk’ ka inanan, meclisinin duvarında Hâkimiyet HAKK’ kındır düsturuna hasret çeken, gerçek adaleti bu inanışta ve halis hürriyeti HAKK’ ka kölelikte Bulan bir gençlik... Emekçiye benim sana acıdığım ve yardımcı olduğum kadar sen kendine acıyamaz ve yardımcı olamazsın! Ama sen de, Zulüm gördüğün iddiasıyla, kendi kendine Hakk’ı ezmekte ve en zalim patronlardan daha zalim istismarcılara yakanı kaptırmakta başıboş bırakılamazsın! Kapitaliste ise: ALLAH buyruğunu ve Resul ölçüsünü kalbinin ve kasanın kapısına kazımadıkça serbest nefes bile alamazsın! ihtiharını edecek... Kökü ezelde ve dalı ebedde bir sistemin, aşkına, vecdine, diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrakine sahip bir gençlik... Bir buçuk asırdır yanıp kavrulan, bunca keşfine ve oyuncağına rağmen buhranını yenemeyen ve kurtuluşu arayan... Batı adamının bulamadığını, Türkün de yine bir buçuk asırdır işte bu hasta Batı adamında bulduğunu sandığı şeyi, o mübarek oluş sırrını çözecek ve her sistem ve mezhep, ortada ne kadar hastalık varsa tedavisinin ve ne kadar cennet hayali varsa hakikatinin İslam’da olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna, İslam âlemine ve bütün insanlığa numunelik teşkil edecek bir gençlik... Kim var? Diye seslenilince, sağına ve soluna bakınmadan, fert fert ’ Ben varım! ‘ cevabını verici, her ferdi’ Benim olmadığım yerde kimse yoktur! ‘ duygusuna sahip bir dava ahlakını pırıldatıcı bir gençlik... Can taşıma liyakatini, canların canı uğruna can vermeyi cana minnet sayacak kadar gözü kara ve o nispette strateji ve taktik sahibi bir gençlik... Büyük bir tasavvuf adamının benzetişiyle, zifiri karanlıkta, ak sütün içindeki ak kılı fark edecek kadar gözü keskin bir gençlik... Bu gün komik üniversitesi, hokkabaz profesörü, yalancı ders kitabı, çıkartma kâğıdı şehri, müzahrefat kanalı sokağı, fuhuş albümü gazetesi, şaşkına dönmüş ailesi ve daha nesi ve nesi, hâsılı, güya kendisini yetiştirecek bütün cemiyet müesseselerinden aldığı zehirli tesiri üzerinden silkip atabilecek, kendi öz talim ve terbiyesine, telkin ve temmiyesine memur vasıtalara kadar nefsini koruyabilecek, tek başına onlara karşı durabilecek ve çetinler çetini bu işin destanlık savaşını kazanabilecek bir gençlik... Annesi, babası, ninesi, dedesi de içinde olsa, gelmiş ve geçmiş bütün eski nesillerden hiçbirini beğenmeyen, onlara; siz güneşi ceketinizin astarı içinde kaybetmiş marka Müslümanlarısınız! Gerçek Müslüman olsaydınız bu hallerden hiç biri başınıza gelmezdi! Diyecek ve gerçek Müslümanlığın ne idiğünü ve nasılını gösterecek bir gençlik... Tek cümleyle Allah’ın, kâinatı yüzü suyu hürmetine yarattığı sevgilisinin âlemleri manto gibi bürüyen eteğine tutunacak, ondan başka hiçbir tutamak, dayanak, sığınak, barınak tanımayacak ve O’nun düşmanlarını ancak kubur farelerine denk muameleye layık görecek bir gençlik... Bu gençliği karşımda görüyorum. Maya tutması için otuz küsur yıldır, devrim baz kodamanların viski çektiği kamıştan borularla ciğerimden kalemime kan çekerek yırtındığım, kıvrandığım ve zindanlarda çürüdüğüm bu gençlik karşısında, uykusuz, susuz, ekmeksiz başımı secdeye mıhlayıp bir ömür Allah’a hamd etme makamındayım. Genç adam! Bundan böyle senden beklediğim, manevi babanın tabutunu musalla taşına, Anadolu kıtası büyüklüğündeki dava taşını da gediğine koymandır. Surda bir gedik açtık mukaddes mi mukaddes! Ey kahpe rüzgâr artık ne yandan esersen es! Allah’ın selamı üzerine olsun! Üstadımız Necip Fazıl Kısakürek SAKARYA TÜRKÜSÜ İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya: Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya. Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak; Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak. Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir: Oluklar çift, birinden nur akar, birinden kir. Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kainat: Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat! Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne? Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine: Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için. Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin? Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur. Sırtına Sakarya'nın, Türk tarihi vurulur. Eyvah, eyvah, Sakarya'm, sana mı düştü bu yük? Bu dâvâ hor, bu dâvâ öksüz, bu dâvâ büyük!.. Ne ağır imtihandır, başındaki Sakarya! Bin bir başlı kartalı nasıl taşır kanarya? İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal; Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal, Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan: Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan! Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân; Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an! Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu? Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu? Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna? Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna? Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir? Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir! Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler; Sakarya, kandillere katran döktü geceler. Vicdan azabına eş kayna kayna Sakarya. Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya! İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su: Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu. Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek: Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek? Kafdağı’nı assalar, belki çeker de bir kıl! Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl! Sakarya, saf çocuğu, mâsum Anadolu'nun, Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun! Sen ve ben, gözyaşıyla ıslanmış hamurdanız; Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız! Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader; Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider! Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz: Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber kılavuz! Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya: Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya! Üstadımız Necip Fazıl Kısakürek
June 3
|